Sağlık
Ankilozan Spondilit Nedir? Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir? 06.04.2018

Ankilozan Spondilit 

Ankilozan spondilit (kısaca AS), (Yunanca ankylos, sert,katı; spondylos, omurga), önceki isimleri "Bechterew hastalığı; Bechterew sendromu; Marie Strümpell hastalığı", kronik, ağrılı, yangısal (enflamatuvar) bir artrit türü ve özbağışık bir hastalıktır. Başlıca omurga, pelvisdeki sakroiliak eklemler ve büyük eklemler (kalça, omuz) olmak üzere eklem ve çevre yapılarını tutar ve sonuç olarak omurganın kaynaşmasına neden olabilir. Omurgada kemiklerin birbirine kaynaması bambu kamışı denilen bir görüntüye neden olur.Hastalıktan muzdarip kişilerin yıllar içinde omurgası sertleşir ve sırtı kamburlaşabilir. AS, bundan başka göz, bağırsak, böbrek, kalp ve akciğerler gibi yumuşak dokularda da tutulum gösterebilir.
Ankilozan spondilit, özbağışık (otoimmün)spondiloartropatiler grubunda yer alır ve genetik yatkınlıkla güçlü bir bağı bulunmaktadır. Hastaların %96’sında HLA-B27 geni bulunmaktadır. Olasılıkla normalde zararsız olan bazı mikroorganizmalar HLA-B27 geni ile ilişkiye girmektedir. Bazı barsak ya da idrar yolları hastalıkları AS'in ortaya çıkmasını tetiklemektedir. sonuç olarak bu hastalığın, genetik zeminde çevresel etkenlerle ortaya çıktığı söylenebilir.

Belirtiler ve Bulgular

Tipik hastaları 20-40 yaş arası genç erkekler oluşturduğu gibi, aynı yaşlardaki kadınlarda da görülebilir. Hastalığın kalıtsal olduğu bilinmektedir. Belirtilerin ilk görüldüğü yaşlar ortalama olarak 23'dür
Bu belirtiler tipik olarak, bazen omurganın tamamına yayılım gösteren, genellikle omurganın ortasında yerleşen kronik ağrı ve sertliktir, bu ağrı hatta bir ya da iki kalçaya ya da uyluktan sarkoliak eklemlere kadar yayılım gösterebilir.

Bu belirtliler kademeli olarak ilerler. Başlangıçta genellikle ankilozan spondilite özgü değillerdir. Ortalama olarak, tanı almadan 8,5 ila 14,5 yıl öncesine kadar başlangıç gösterebilirler. Erkekler kadınlardan 3:1 oranında daha çok etkilenirler ve kadınlardan daha farklı gidişat gösterirler.



  • Haftalar ya da aylar içinde artan bel ağrısı ve sertlik.


  • Gün içinde hareket etmekle ya da egzersizle azalan sabah sertliği ve ağrısı


  • Bu belirtilerin 3 aydan uzun süredir devam etmesi.


  • Özellikle erken dönemde kilo kaybı.


  • Yorgunluk.


  • Ateş ve gece terlemesi.


  • Topuk ağrısı


  • Kaba etlerde bazen bir tarafta, bazen diğer tarafta değişici karakterde ağrı


  • Göğüs ağrısı (özellikle batıcı tipte)


  • Kulak aǧrısı

Ankilozan Spondilit Nasıl Teşhis Edilir?

Hastalık gövde, sırt, boyun, kalça, kaburga ve omuzlarda ağrı ve sertliklere (spazmlar) neden olur. Omurgalar ve omurgaları destekleyen yapılar kasıldığından dolayı (sertleşme), ankilozan spondilitli hastalarda öne eğik durma eğilimi meydana gelir. Zamanla tedavi edilmeyen hastaların omurgaları birbiri ile kaynaşır ve tek bir kemik gibi görünür; son derece sert ve katılaşmış bir omurga meydana gelir. Bu durum kolların ve göğüsün hareketlerini engelleyebilir. Şikayetleriniz azalma ve artışlar gösterebilir, ancak hastalık kronik ve ilerleyicidir. Omurga civarındaki kemikler, eklemler ve diskler hasara uğrar ve kaynaşır, bu nedenle aralıklar daralır. Kemiklerde sindesmofit adı verilen çıkıntılar sıklıkla meydana gelir. Bu durumda hareketler sırasında aşırı bir ağrı meydana gelir. Bel bölgesindeki ağrı ve sertlikler yürüme problemlerine neden olabilir. Ancak çoğu durumda hastalık hafif seyreder ve genelde hastalık başladıktan yıllar sonra tanı konur. Çok nadiren kalp, akciğerler ve gözler hastalıktan etkilenebilir ve bu durumda ciddi bir tablo ortaya çıkar. Ankilozan spondilitin nedeni bilinmiyor. Ancak genetik (kalıtımsal) faktörlerin etkili olduğunu gösteren bulgular bulunmaktadır. Hastalık en sık 20-40 yaşları arasında ortaya çıkıyor, bununla birlikte 10 yaşın altında bile görülebiliyor. Hastalık 10.000 de bir kişide ve genelde erkeklerde gözlenir. Erkeklerde kadınlardan 10 kat daha fazladır. Hastalığın şiddeti kişiden kişiye değişiklik gösterir. Ciddi tutulumu olan hastalarda omurganın hareketlerini tamamen kısıtlayabilir. Buna karşın, sadece sabahları olan hareket tutukluğu ya da bel ağrısı dışında hiç bir yakınması olmayan hastalar da görülebilir. Omurgayı etkileyen romatizmalar spondiloartritler olarak isimlendirilmektedir. Ankilozan spondilit dışında, sedef hastalığının, iltihabi barsak hastalıklarının ve Reiter sendromunun da omurgada iltihaplanma yapabildiği bilinmektedir. Ankilozan spondilit erkeklerde kadınlardan 2-3 kat daha sık görülür ve genellikle erken yaşlarda (16-35 yaş) başlar. Ankilozan Spondilitin nedeni kesin olarak bilinmemektedir.

Hastalığın nedenleri arasında kalıtımsal faktörlerin önemli bir yeri vardır. Belirli bir doku grubunu (HLA-B27) taşıyanlarda bu hastalığın gelişme riski belirgin olarak artmaktadır. Yine de HLA-B27 doku grubunu taşıyan herkesde hastalık gelişecek diye bir kural yoktur. Kalıtımsal nedenler dışında başta mikroplar olmak üzere çeşitli çevresel faktörlerin de hastalığın gelişimine katkısının olduğu düşünülmektedir. Bel bölgesinde genellikle 3 aydan daha uzun süren ağrı ve hareket kısıtlanması her zaman ankilozan spondiliti akla getirmelidir. Bel ağrısı özellikle istirahat döneminde belirgindir. Hasta gece ya da sabah ağrı ve hareket kısıtlılığı ile uyanabilir ve hareketle bel ağrısı ve tutukluluk azalır. Çoğu hastada belirtiler, omurganın bel bölgesinde başlamakla beraber bazı hastalarda sırt ve boyun ağrıları da gözlenebilir. Bazen de kaburgaları omurgalara ve göğüs kafesine bağlayan eklemlerde tutulum olabilir. Bu durumda hastada nefes alırken göğüs kafesinin genişlemesinde azalma gözlenebilir. Ayrıca omuz, kalça ve ayak eklemlerinde de tutulum görülebilir. Çoğu hastada topuklarda ağrı ve sert yüzeye basamama gibi yakınmalar olabilir. Bazı hastalarda genellikle tek gözde tekrarlayan iltihaplanmalar gözlenebilir. Gözde kızarıklık ve ışıktan rahatsız olma ve bulanık görmeye yol açabilen bu rahatsızlığa “ön üveit” ismi verilmektedir. Sistemik bir hastalık olduğundan aktif dönemde ateş, iştah azalması ve yorgunluk da görülebilir. Ankilozan spondilit kadınlarda genellikle daha hafif ve farklı seyredebilir. Laboratuvar testlerinde sedimentasyon hızı yüksek olabilir, kansızlık saptanabilir ve HLA-B27 (+) bulunabilir. Omurga ve leğen kemiğinin röntgen filmlerinin çekilmesi de tanıda çok yardımcı ve genellikle yeterli olmaktadır.

Tedavi Yöntemleri ve İlaçlar 

Tedavinin amacı, ağrı ve tutukluğu gidermek, omurgadaki deformite (sakatlık) ve komplikasyonları (hastalığa bağlı kötü sonuçları) önlemek veya geciktirmektir. Kalıcı hasar gelişmeden erken dönemde verilen ankilozan spondilit tedavisi, çok başarılıdır.
İlaçlar: Nonsteridal anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ) - naproksen, indometazin, diklofenak gibi ilaçlar, ankilozan spondilitin tedavisinde en sık kullanılan ilaçlardır. Bunlar inflamasyonu, ağrı ve tutukluğu giderir. Ancak bu ilaçlar, mutlaka mide koruyucu ilaçlarla alınmalı ve uzun süreli kullanımda olası yan etkileri açısından takip edilmelidir.

NSAİİ’ların faydalı olmadığı veya kullanılamadığı durumlarda; tümör nekroze edici faktör blokerleri (anti-TNF), doktorunuz tarafından uygun görülürse başlanır. Bu tedavilerin de damar ve cilt altı yoluyla uygulanan formları bulunmaktadır. 

İlaçlar;

-İnfliximab (Remicade), Adalimumab (Humira), Etanercept (Enbrel), Golimumab (Simponi) ve Certolizumab pegol (Cimzia).
TNF blokerlerinin, enfeksiyonlara hafif yatkınlık, latent tüberkülozun aktivasyonu ve daha nadiren bazı nörolojik problemlere ve ilaca bağlı lupus gibi bazı yan etkileri olabilir. Bu tedaviler iç hastalıkları uzmanı, romatoloji uzmanı, enfeksiyon hastalıkları ve/veya göğüs hastalıkları uzmanları tarafından 3 aylık yakın takip altında kullanılmaktadır. Gebelikle ilgili olarak (maksimum 20. gebelik haftasına kadar) son yıllarda kısa etkili olan (etanercept ve certolizumab pegol) kullanılabileceği yönünde öneriler var; ancak mutlaka doktorunuzla yakın iletişim altında olmanız gerekir. Doğum sonrası bebeğin aşı şeması da buna göre düzenlenmelidir.

Egzersiz: Egzersiz bu hastaların olmazsa olmazıdır. Eklem hareket açıklığı ve germe egzersizleri, hastanın duruş ve esnekliğinin korunması için gereklidir. Bunlar boyun, sırt ve bel için germe; göğüs kafesinin esnekliğini (akciğer kapasitesini) korumak için solunum egzersizleri gibi egzersizlerdir. Bir fizyoterapist eşliğinde öğreneceğiniz bu egzersizler, hayatınızın bir parçası olup, her sabah ve gün içinde de tekrarlayabilirsiniz. Yüzme, pilates, yoga gibi sporlar önerilirken, travmaya açık sporlardan (futbol, basketbol, voleybol vs.) kaçınmalısınız.

Öneriler: Mümkün olduğunca yastığınızı alçak tutun, yatak ve yastığınız omurganızın şeklini alabilen (visko-elastik) özellikte olmasına dikkat edin.

Mutlaka, ama mutlaka sigara içiyorsanız bırakın. Hastalığa bağlı, her nefes alıp vermede göğüs kafesinin yeterince esneyememesi nedeniyle, akciğerlere yeterli hava giriş çıkışı olmayacaktır. Sigaranın da katkısıyla, amfizem başta olmak üzere daha ciddi akciğer problemleri sizi beklemektedir. Sigaranın, zaten tartışmasız tıkayıcı akciğer hastalığına ve kansere neden olduğu, artık herkes tarafından bilinmektedir. Omega 3 (haftada 3 kez balık tüketmiyorsanız, günlük ihtiyacınız 500mg/gün) ve vitamin D desteği (kan düzeyine bakarak) alın. Yeterince kalsiyum almak için süt ürünlerinden zengin beslenin. Destekleyici tedavi hakkında doktorunuzdan bilgi alın.

Ankilozan spondilitli hastalar,  Yapacağınız çok şey var. Hayattan kopmayın. Hastalığınızla ilgili internet ortamında araştırma yaparken, bilgi kirliliğine veya gereksiz korkulara kapılmayın. Hastalığınızla ilgili oluşturulmuş destek gruplarına ulaşarak, aynı hastalığa sahip kişilerle tanışın ve onların hikayelerini, duygularını ve baş etme yollarını öğrenin ve sizinkileri paylaşın. Hastalığınızla barışık olun ve onunla yaşamayı öğrenin. Sizinle aynı hastalığa sahip milyonlarca insan olduğunu unutmayın. Hastalığın genetik yatkınlığını göz önüne alarak, yakınlarınızdaki bel ağrısını önemseyin. Hatta bilinçli bir hasta olarak, çevrenizdeki benzer bel ağrısından yakınan kişilere, bunun önemsenmesi gereken bir durum olduğunu anlatarak bir romatoloji uzmanına yönlendirebilir ve onların da hayatlarında farklılık yaratabilirsiniz. Çünkü dünyada birçok ankilozan spondilit hastası, tanı alamayıp, ileri evre sakatlıklarla yaşamakta ve hayattan kopmaktadır.
 

Benzer Yazılar